CİNSEL İSTİSMARIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Çocuklar cinsel istismara maruz kaldıklarında uzun dönem olumsuz sonuçlara rastlanabilmektedir. Aynı zamanda cinsel istismar birçok bozukluk için de risk etmenidir. Kaygı bozuklukları cinsel istismara uğrayan çocuklarda kısa süre içinde ortaya çıkabilmektedir. Uyku bozuklukları, kabuslar, fobiler, bedensel yakınmalar ve korku tepkileri olarak gözlenmektedir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, ikincil enürezis ve enkoprezis cinsel istismara uğrayan çocuklarda daha sık ortaya çıkmaktadır. Disosiasyon, ruhsal travmaya karşı ilkel bir savunma olarak kabul edilmektedir. İstismarın erken döneminde, amnezi, aşırı fantezi kurma, trans benzeri durumlar ve uyurgezerlik ortaya çıkabilmektedir. Bu çocuklarda konversiyon tepkilerine de yüksek oranda rastlanılmaktadır.
Yine bu olumsuz deneyimi yaşamış çocuklarda yüksek oranda depresyon gözlenmekte ve kurbanın benlik saygısı ciddi hasara uğramaktadır. Bu çocuklarda intihar düşünceleri ve girişimleri sık görülmektedir. Erişkin yaşta başlayan majör depresyon, çocuklukta cinsel istismarla ilişkili bulunmuştur. Öfke tepkileri, zayıf dürtü kontrolü, karşı olma, karşı gelme bozukluğu, cinsel istismara uğramış çocuklarda gözlenebilmektedir. Kişiler arası ilişki kurma ve sosyal ilişkileri sürdürebilme becerisi olumsuz olarak etkilenmektedir. Bu kişilerin ya ilişki kurmaktan kaçındıkları ya da aşırı yakınlık gereksinimi duyup çok sayıda, fazla beklentili ve kontrol edici ilişki kurdukları gözlenmektedir. Her iki tip ilişki de işlevsellikten uzak olmakta ve genellikle yalnızlıkla sonlanmaktadır. Yüksek riskli cinsel eylemler, istismara uğramış kişilerde daha sık görülmektedir. Ayrıca, cinsel istismar öyküsü olan çocukların daha fazla cinsel saldırıda bulunduğu da bildirilmektedir.
Cinsel istismara bağlı duygusal ve davranışsal reaksiyonlar yaşa göre değişebilir:
(0-3yaş):
Davranıssal reaksiyonlar: Yeme ve uyku bozuklukları, yabancılardan korkma, üzerini giyip
çıkarırken sorun çıkarmaya başlama.
Duygusal reaksiyonlar: Korku, konfüzyon (ne olup bittiği ile ilgili kafası karışır).
(3-6yaş):
Davranışsal reaksiyonlar: Bebeklik dönemine geri dönüş (bebek gibi konuşma, parmak
emme gibi), içe kapanma, sözel ifadede azalma, anneye daha fazla bağlı olma, enürezis,
enkoprezis, yeme ve uyku bozuklukları, cinsel oyun (sık ve devamlı), masturbasyon yapma.
Duygusal reaksiyonlar: Korku, konfüzyon, utanma, öfke, suçluluk duygusu, çaresizlik,
zarara uğrama ve kirlenme duygusu
(6-12yaş):
Davranışsal reaksiyonlar: Sosyal içe kapanma ve tek başınalık, evden okuldan kaçma, yeme
ve uyku bozuklukları, Öğrenme bozukluğu, obsesif kompülsiyon, otoagresyon, kendinden
küçüklere cinsel istismarda bulunma, durup dururken ağlama, hassaslaşma, karın ve baş
ağrıları, huzursuzluk.
Duygusal reaksiyonlar: Korku, utanma, suçluluk, öfke, güvensizlik, depresyon, intihar
düşüncesi, kirlenmiş hissetme.
(13-18yaş):
Davranışsal reaksiyonlar: Fobi, bağımlılık yapan maddelere düşkünlük, otoagresyon, evden,
okuldan kaçma, başkalarını istismar etme, obsesif kompülsiyon, duygusal ve fiziksel
yakınlıktan kaçma, yeme bozukluğu (anoreksiya nevroza), sinirlilik, rast gele cinsel ilişkide
bulunma, süregen enfeksiyonlar, sosyal içe kapanma, psikoz, intihar.
Duygusal reaksiyonlar: Öfke, korku, suçluluk, utanma, güvensizlik, çaresizlik, kirlenme
duygusu
Cinsel ve Fiziksel İstismardan Korunma Konusunda Verilmesi Önerilen Mesajlar
Okul öncesi dönemde eğitimde çocuğa özel bölgeleri öğretilebilir, vücudunun kendisine ait olduğu, istemezse başkalarının dokunma hakkı olmadığı anlatılabilir.
Okul çağında çocuklara örselenmeye karşı kendilerini koruyabilmeleri için şu önerilerde bulunulmalıdır:
1. Kendini rahatsız hissettiğin bir davranış karşısında erişkinlere “hayır” diyebilmelisin.
2. “Herkesin vücudu kendisinindir, o izin vermedikçe kimse senin vücudunun hiçbir yerine, özel bölgelerine dokunamaz”.
3. “Kötü dokunma, senin istenmeyen şekilde vücudun istemediğin bölgelerine dokunulmasıdır ve genelde
seni rahatsız eder, canını acıtır. Biri vücuduna kötü dokunduğunda bu rahatsız eder, sinirlendirebilir.
Kişi kötü dokunmada senin zorla kendisine de dokundurtmak isteyebilir ve bütün bunları başkalarına
söylememe tembihi ile yapar. Eğer tüm bunlardan biri başına gelirse bile, anne, baba, arkadaş veya doktorla paylaşabilmelisin.”
4. Seni rahatsız eden bir olay olduğunda tehlikeli alanlardan kaçarak eve, komşuya, bir mağazaya veya okula sığınabilirsin. Okula giderken sürekli kullandığın güvenilir bir yol seçmelisin.
5. Güvenli olmayan yerlere ancak yanında güvendiği bir erişkin ile gidilebilir.
6. Bir sorunun veya kaygın olduğunda çevrendeki yakınların seni dinleyecektir.
Dr. Ergül Fidan
Psikiyatrist
Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışma ve Psikiyatri Merkezi
http://www.ergenlik.org/
http://www.cocukpsikiyatrisi.net/
http://www.cocukvegenc.com/
http://www.dikkat-eksikligi-tedavisi.com/
http://www.dikkat-eksikligi.net/
http://www.cocuk-psikolojisi.com/
17 Ocak 2009 Cumartesi
ÇOCUK CİNSEL İSTİSMARI
Cinsel istismar; psiko-sosyal gelişimini tamamlamamış çocuğun bir yetişkin tarafından cinsel stimulasyon (uyarılma) için kullanılmasıdır. Çocuk istismarı tipleri içerisinde saptanması en zor olan ve çoğunlukla gizli kalan cinsel istismar, özellikle kısa ve uzun dönemli etkileri açısından önemli bir olgudur. Şiddet içermesi gerekmez. Bir erişkinin cinsel gereksinim ve isteklerini karşılamak için çocukları araç olarak kullanmasıdır.
Toplumca kabul edilmesi zor olduğu için belirlenmesi ve ortaya çıkarılması çoğu zaman zordur . Cinsel istismar sık rastlanan ve genelde yıllarca süren bir durum olmakla birlikte sıklıkla gizli kalmaktadır. Vakaların yalnızca %15’inin bildirildiği düşünülmektedir . Helen Wu ve arkadaşlarının (2003) çalışmasında yaşamları boyunca en az bir kez cinsel saldırıya maruz kalan adolesanların oranı %21’dir. Bir diğer çalışmada erkeklerin %14.2’si, kadınların %32.3’ü çocukluk çağı cinsel istismar öyküsü bildirmişlerdir. Çocuklara cinsel taciz birçok kişi tarafından yapılabilir; anne, baba, üvey anne, üvey baba, kardeş, akraba, öğretmen, komşu veya herhangi bir yabancı kişi. Boşanma, şiddet, alkol ve madde kullanımı olan ailelerde cinsel istismar daha sık görülmektedir.
Hiç bir çocuk cinsel tacizle başa çıkabilmek üzere psikolojik açıdan hazır olamaz. İki üç yaşındaki çocuk bile, her ne kadar böyle bir olayın yanlış olduğunu bilmese bile, ilerideki yaşlarında yaşadığı bu olaydan dolayı olumsuz bir şekilde etkilenecektir. Beş yaş ve beş yaşınüstündeki çocuklarda, taciz uygulayan kişiyi tanıyorlarsa bir karmaşa yaşamaları normaldir; bu tarz cinselliğin yanlış olduğunu bilmelerine rağmen, cinsel tacizi uygulayan kişiye olan sevgi ve bağımlılıklarından dolayı cinsel tacizi kimseye anlatmazlar.
Bazen cinsel istismarın fiziksel belirtileri varken, bazen de tacizin fiziksel belirtileri yoktur. Ancak fiziksel belirtiler olmasa bile bazı durumlarda muayenede bir takım belirtiler bulunabilir. Cinsel tacize uğramış çocuklarda cinsellik veya seks konularına anormal ilgi gösterme veya tamamen ilgisiz kalma, uyku sorunları veya kabus görme, depresyon veya aile fertlerinden/arkadaşlarından uzaklaşma, vücutlarının kirli olduğu veya cinsel organları bölgesinde bir sorun olduğu gibi düşüncelere sahip olma, okula gitmeyi istememe, normalin dışında yaramazlık yapma / söz dinlememe, yaptığı çizimlerde, oynadığı oyunlarda cinsel tacizi andıran resimler/oyunlar, anormal bir şekilde agresif olma gibi belirtiler görülebilir.
Çocukların bu kadar yüksek oranda cinsel şiddet eylemine maruz kalmasını değerlendirdiğimizde, saldırganın bakış açısından çocuklar, kendilerini ideal mağdur konumuna iten belirli özellikler içerirler: Merak: Çocukların çevrelerindeki dünyaya yönelik doğal ve yoğun bir merak duygusu bulunur. Büyüdükçe meraklarının yoğunlaştığı konuların başında da cinsellikleri gelir ve cinselliğe yönelik merakın yoğunluğu, cinselliğin toplumda halen bir tabu olmasından dolayı çocuğun merakını giderecek bilgileri yakın çevresinden öğrenememesi sonucu gittikçe artar. Çocuk çevresinde (aile, televizyon, basın, çeşitli konuşmalar) kendisinin dışlandığı ve kendisine hiç veya çok az bilgi verilen bir şeylerin olduğunun farkına varır. Çocuğun doğal merakı ve bu merakı giderecek bilgilerin verilmeyişi, saldırgan tarafından kolayca çocuğun kullanılmasını sağlayabilir.
İlgi ve sevgi ihtiyacı: Çocukları cinsel saldırı için yüksek risk konumuna iten belki de en önemli özellik, çocuğun ilgiye ve sevgiye olan gereksinimidir. Tüm çocuklar ilgi ve sevgiye gereksinimleri olduğu için, cinsel suçlar açısından risk altında olmakla birlikte, bu risk özellikle ailesinden yeterli ilgi ve sevgiyi görmeyen veya ailesinden uzakta olan çocuklarda daha belirgindir. Erişkinler tarafından kolayca yönlendirilebilmeleri ve savunmasızlığı: Çoğu anne-baba çocuklarının eğitiminde özellikle büyükleri saymanın ve dediklerini yapmanın önemi üzerinde durur. Bu spesifik mesaj verilmese bile, çocuklar çok geçmeden çevrelerindeki dünyada gücün erişkinlerde olduğunun farkına varır ve yaşamlarının bu güçlü erişkinlere bağlı olduğunu öğrenirler.
Olayı gizleme eğilimi: Bu duygunun risk oluşturmada en az etkisi olsa da, çocukların
çoğu adölesan dönemde anne ve babalarının yapmamalarını söyledikleri birçok şeyin tam
tersini yaparlar. Bu durum belki de büyümenin ve bağımsız olmanın doğal bir parçasıdır. Ne
yazık ki bu durum, saldırgan tarafından amacına uygun olarak kullanılabilir. Bu nedenle
cinsel istismara maruz kalan çocuklar genellikle olayı saklamaya meyillidir. Bu durum,
özellikle adölesan dönemindeki çocuklarda, bu tür bir olayın mağduru olmaları nedeniyle,
özgürlüklerinin bir kısmını kaybedecekleri korkusuyla belirgindir.
Dr. Ergül Fidan
Psikiyatrist
Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışma ve Psikiyatri Merkezi
http://www.ergenlik.org/
http://www.cocukpsikiyatrisi.net/
http://www.cocukvegenc.com/
http://www.dikkat-eksikligi-tedavisi.com/
http://www.dikkat-eksikligi.net/
http://www.cocuk-psikolojisi.com/
Toplumca kabul edilmesi zor olduğu için belirlenmesi ve ortaya çıkarılması çoğu zaman zordur . Cinsel istismar sık rastlanan ve genelde yıllarca süren bir durum olmakla birlikte sıklıkla gizli kalmaktadır. Vakaların yalnızca %15’inin bildirildiği düşünülmektedir . Helen Wu ve arkadaşlarının (2003) çalışmasında yaşamları boyunca en az bir kez cinsel saldırıya maruz kalan adolesanların oranı %21’dir. Bir diğer çalışmada erkeklerin %14.2’si, kadınların %32.3’ü çocukluk çağı cinsel istismar öyküsü bildirmişlerdir. Çocuklara cinsel taciz birçok kişi tarafından yapılabilir; anne, baba, üvey anne, üvey baba, kardeş, akraba, öğretmen, komşu veya herhangi bir yabancı kişi. Boşanma, şiddet, alkol ve madde kullanımı olan ailelerde cinsel istismar daha sık görülmektedir.
Hiç bir çocuk cinsel tacizle başa çıkabilmek üzere psikolojik açıdan hazır olamaz. İki üç yaşındaki çocuk bile, her ne kadar böyle bir olayın yanlış olduğunu bilmese bile, ilerideki yaşlarında yaşadığı bu olaydan dolayı olumsuz bir şekilde etkilenecektir. Beş yaş ve beş yaşınüstündeki çocuklarda, taciz uygulayan kişiyi tanıyorlarsa bir karmaşa yaşamaları normaldir; bu tarz cinselliğin yanlış olduğunu bilmelerine rağmen, cinsel tacizi uygulayan kişiye olan sevgi ve bağımlılıklarından dolayı cinsel tacizi kimseye anlatmazlar.
Bazen cinsel istismarın fiziksel belirtileri varken, bazen de tacizin fiziksel belirtileri yoktur. Ancak fiziksel belirtiler olmasa bile bazı durumlarda muayenede bir takım belirtiler bulunabilir. Cinsel tacize uğramış çocuklarda cinsellik veya seks konularına anormal ilgi gösterme veya tamamen ilgisiz kalma, uyku sorunları veya kabus görme, depresyon veya aile fertlerinden/arkadaşlarından uzaklaşma, vücutlarının kirli olduğu veya cinsel organları bölgesinde bir sorun olduğu gibi düşüncelere sahip olma, okula gitmeyi istememe, normalin dışında yaramazlık yapma / söz dinlememe, yaptığı çizimlerde, oynadığı oyunlarda cinsel tacizi andıran resimler/oyunlar, anormal bir şekilde agresif olma gibi belirtiler görülebilir.
Çocukların bu kadar yüksek oranda cinsel şiddet eylemine maruz kalmasını değerlendirdiğimizde, saldırganın bakış açısından çocuklar, kendilerini ideal mağdur konumuna iten belirli özellikler içerirler: Merak: Çocukların çevrelerindeki dünyaya yönelik doğal ve yoğun bir merak duygusu bulunur. Büyüdükçe meraklarının yoğunlaştığı konuların başında da cinsellikleri gelir ve cinselliğe yönelik merakın yoğunluğu, cinselliğin toplumda halen bir tabu olmasından dolayı çocuğun merakını giderecek bilgileri yakın çevresinden öğrenememesi sonucu gittikçe artar. Çocuk çevresinde (aile, televizyon, basın, çeşitli konuşmalar) kendisinin dışlandığı ve kendisine hiç veya çok az bilgi verilen bir şeylerin olduğunun farkına varır. Çocuğun doğal merakı ve bu merakı giderecek bilgilerin verilmeyişi, saldırgan tarafından kolayca çocuğun kullanılmasını sağlayabilir.
İlgi ve sevgi ihtiyacı: Çocukları cinsel saldırı için yüksek risk konumuna iten belki de en önemli özellik, çocuğun ilgiye ve sevgiye olan gereksinimidir. Tüm çocuklar ilgi ve sevgiye gereksinimleri olduğu için, cinsel suçlar açısından risk altında olmakla birlikte, bu risk özellikle ailesinden yeterli ilgi ve sevgiyi görmeyen veya ailesinden uzakta olan çocuklarda daha belirgindir. Erişkinler tarafından kolayca yönlendirilebilmeleri ve savunmasızlığı: Çoğu anne-baba çocuklarının eğitiminde özellikle büyükleri saymanın ve dediklerini yapmanın önemi üzerinde durur. Bu spesifik mesaj verilmese bile, çocuklar çok geçmeden çevrelerindeki dünyada gücün erişkinlerde olduğunun farkına varır ve yaşamlarının bu güçlü erişkinlere bağlı olduğunu öğrenirler.
Olayı gizleme eğilimi: Bu duygunun risk oluşturmada en az etkisi olsa da, çocukların
çoğu adölesan dönemde anne ve babalarının yapmamalarını söyledikleri birçok şeyin tam
tersini yaparlar. Bu durum belki de büyümenin ve bağımsız olmanın doğal bir parçasıdır. Ne
yazık ki bu durum, saldırgan tarafından amacına uygun olarak kullanılabilir. Bu nedenle
cinsel istismara maruz kalan çocuklar genellikle olayı saklamaya meyillidir. Bu durum,
özellikle adölesan dönemindeki çocuklarda, bu tür bir olayın mağduru olmaları nedeniyle,
özgürlüklerinin bir kısmını kaybedecekleri korkusuyla belirgindir.
Dr. Ergül Fidan
Psikiyatrist
Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışma ve Psikiyatri Merkezi
http://www.ergenlik.org/
http://www.cocukpsikiyatrisi.net/
http://www.cocukvegenc.com/
http://www.dikkat-eksikligi-tedavisi.com/
http://www.dikkat-eksikligi.net/
http://www.cocuk-psikolojisi.com/
TOPLUMSAL CİNSİYET ve ROLLER
Toplumsal Cinsiyet ve Cinsiyet Rolleri
Toplumsal cinsiyet (gender), toplumsal ve kültürel olarak belirlenmiş cinsiyeti, biyolojik cinsiyetten (sex) ayırmak üzere kullanılan bir kavramdır. Doğuştan biyolojik olarak belirlenmiş dişilik ve erillik özelliklerini tanımlayan seks-cinsiyetin aksine toplumsal cinsiyet, toplumsallaşma süreci ve kültürü içinde edinilen kadın ve erkek olma özelliklerine işaret eder. Kadınların ve erkeklerin toplumda üstlenmiş oldukları işlerin ve yerine getirdikleri rollerin doğal ve kendiliğinden değil, genellikle kültürel olarak belirlenmiş ve zaman içinde değişebilir olduklarını göstermeye yarar.
Cinsel kimlik gelişimi açısından bakıldığında cinsiyet, kişinin kendini kadın ya da erkek olarak algılamasıdır. Daha iki - üç yaşlarında herkesin kendi hakkında “ben kadınım”, ya da “ben erkeğim” biçiminde bir görüşü vardır.Toplumsal cinsiyet, kadınlık ya da erkekliğe ilişkin davranışın psikolojik yönü olarak tanımlanabilir. Cinsiyet rolleri ise, toplumsal cinsiyetin bir parçasıdır ve kişinin kendisini bir “oğlan çocuk/erkek” veya bir “kız çocuk/kadın” konumunda göstermek için yaptığı ve söylediği şeylerin tümü olarak tanımlanabilir. Cinsiyet rolleri sosyalleşme süreci ile aile, çevre,medya vb. alanlardan gelen mesajlar ile şekillenir ve içselleştirilir. Cinsel rol davranışının testosteron ve östrojene maruz kalmaya bağlı olduğu da bildirilmektedir. Kontrollerle karşılaştırıldıklarında konjenital adrenal hiperplazi tanılı kız çocuklarının oyuncak seçimi, kaba ve yıkıcı oyunlar gibi karşı cinse özgü davranışları daha fazla sergiledikleri saptanmıştır. Bu bulgu prenatal androjenlere maruz kalmanın cinsel rol davranışı üzerindeki etkileri hakkında önemli ölçüde bilgi sağlamıştır.
Cinsel Davranış
Cinsel davranış, kişinin cinsel olarak ne yaptığı ile ilgilidir. Arzu, fanteziler, eş arama, kendi kendine doyum sağlama ve cinsel gereksinimlerini dışa vurmak ve doyurmak için yapılan tüm diğer etkinlikler cinsel davranış tanımı içine girer.
Cinsel Yönelimler
Cinsel yönelim bir kişinin, belli bir cinsiyetteki bireye karşı duygusal, romantik ve cinsel çekim ile yaklaşımıdır. Bu yaklaşım her zaman cinsel eylemi gerektirmez. Duygusal, düşünsel, romantik ve fantezi düzeyinde kalabilir. Söz konusu yönelim temel olarak heteroseksüel, homoseksüel ve biseksüel kavramlarını içeren geniş bir yelpazede gözlemlenebilir. Bir kişi yalnızca karşı cinse eğilim duyuyorsa heteroseksüaliteden, yalnızca kendi cinsinden kişilere cinsel ilgi duyuyorsa eşcinsellikten, her iki cinsten kişilere ilgi duyuyorsa biseksüaliteden söz edilir. Heteroseksüel, eşcinsel veya biseksüel erkeklerin, bedensel cinsiyetleri de cinsel kimlikleri de erkektir.Aynı şekilde heteroseksüel, eşcinsel ya da biseksüel kadınların da, bedensel cinsiyetleri ve cinsel kimlikleri kadındır. Yani eşcinsel erkekler kendilerini kadın gibi ya da eşcinsel kadınlar kendilerini erkek gibi hissetmezler. Eşcinsel kadın ve erkeklerin bedensel cinsiyetlerine herhangi bir itirazları yoktur, yalnızca aynı cinsten bireylerle cinsel ilişki kurmak isterler.
Sahip olduğu biyolojik cinsiyet özelliklerini reddederek, karşı cinsten biri olarak görülme ve karşı cinse benzeme isteği, kendisini karşı cinsten biriymiş gibi hissetme olarak tanımlanabilen transseksüellik de hem erkek hem de kadın için geçerlidir. Daha çok ruhsal eğilimler için belirleyici bir kelimedir. Kişinin davranışlarından çok iç dünyasında kendisini karşı cinsten biri gibi görmesi, hissetmesidir. Ameliyat olmamış/olamamış gerçek bir transseksüel cinsel kimlik olarak karşı cins özelliklerini gösterebilir ve cinselliği doğrudan karşı cinse yöneliktir. Bir başka farklı cinsel yönelim travestilerin yaşadıklarıdır. Travestiler karşı cinsin eşyalarını kullanmaktan, karşı cinsin giydiği kıyafetleri giymekten, karşı cinsin davranışını sergilemekten cinsel haz alan kimselerdir.
Dr. Ergül Fidan
Psikiyatrist
Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışma ve Psikiyatri Merkezi
http://www.ergenlik.org/
http://www.cocukpsikiyatrisi.net/
http://www.cocukvegenc.com/
http://www.dikkat-eksikligi-tedavisi.com/
http://www.dikkat-eksikligi.net/
http://www.cocuk-psikolojisi.com/
Toplumsal cinsiyet (gender), toplumsal ve kültürel olarak belirlenmiş cinsiyeti, biyolojik cinsiyetten (sex) ayırmak üzere kullanılan bir kavramdır. Doğuştan biyolojik olarak belirlenmiş dişilik ve erillik özelliklerini tanımlayan seks-cinsiyetin aksine toplumsal cinsiyet, toplumsallaşma süreci ve kültürü içinde edinilen kadın ve erkek olma özelliklerine işaret eder. Kadınların ve erkeklerin toplumda üstlenmiş oldukları işlerin ve yerine getirdikleri rollerin doğal ve kendiliğinden değil, genellikle kültürel olarak belirlenmiş ve zaman içinde değişebilir olduklarını göstermeye yarar.
Cinsel kimlik gelişimi açısından bakıldığında cinsiyet, kişinin kendini kadın ya da erkek olarak algılamasıdır. Daha iki - üç yaşlarında herkesin kendi hakkında “ben kadınım”, ya da “ben erkeğim” biçiminde bir görüşü vardır.Toplumsal cinsiyet, kadınlık ya da erkekliğe ilişkin davranışın psikolojik yönü olarak tanımlanabilir. Cinsiyet rolleri ise, toplumsal cinsiyetin bir parçasıdır ve kişinin kendisini bir “oğlan çocuk/erkek” veya bir “kız çocuk/kadın” konumunda göstermek için yaptığı ve söylediği şeylerin tümü olarak tanımlanabilir. Cinsiyet rolleri sosyalleşme süreci ile aile, çevre,medya vb. alanlardan gelen mesajlar ile şekillenir ve içselleştirilir. Cinsel rol davranışının testosteron ve östrojene maruz kalmaya bağlı olduğu da bildirilmektedir. Kontrollerle karşılaştırıldıklarında konjenital adrenal hiperplazi tanılı kız çocuklarının oyuncak seçimi, kaba ve yıkıcı oyunlar gibi karşı cinse özgü davranışları daha fazla sergiledikleri saptanmıştır. Bu bulgu prenatal androjenlere maruz kalmanın cinsel rol davranışı üzerindeki etkileri hakkında önemli ölçüde bilgi sağlamıştır.
Cinsel Davranış
Cinsel davranış, kişinin cinsel olarak ne yaptığı ile ilgilidir. Arzu, fanteziler, eş arama, kendi kendine doyum sağlama ve cinsel gereksinimlerini dışa vurmak ve doyurmak için yapılan tüm diğer etkinlikler cinsel davranış tanımı içine girer.
Cinsel Yönelimler
Cinsel yönelim bir kişinin, belli bir cinsiyetteki bireye karşı duygusal, romantik ve cinsel çekim ile yaklaşımıdır. Bu yaklaşım her zaman cinsel eylemi gerektirmez. Duygusal, düşünsel, romantik ve fantezi düzeyinde kalabilir. Söz konusu yönelim temel olarak heteroseksüel, homoseksüel ve biseksüel kavramlarını içeren geniş bir yelpazede gözlemlenebilir. Bir kişi yalnızca karşı cinse eğilim duyuyorsa heteroseksüaliteden, yalnızca kendi cinsinden kişilere cinsel ilgi duyuyorsa eşcinsellikten, her iki cinsten kişilere ilgi duyuyorsa biseksüaliteden söz edilir. Heteroseksüel, eşcinsel veya biseksüel erkeklerin, bedensel cinsiyetleri de cinsel kimlikleri de erkektir.Aynı şekilde heteroseksüel, eşcinsel ya da biseksüel kadınların da, bedensel cinsiyetleri ve cinsel kimlikleri kadındır. Yani eşcinsel erkekler kendilerini kadın gibi ya da eşcinsel kadınlar kendilerini erkek gibi hissetmezler. Eşcinsel kadın ve erkeklerin bedensel cinsiyetlerine herhangi bir itirazları yoktur, yalnızca aynı cinsten bireylerle cinsel ilişki kurmak isterler.
Sahip olduğu biyolojik cinsiyet özelliklerini reddederek, karşı cinsten biri olarak görülme ve karşı cinse benzeme isteği, kendisini karşı cinsten biriymiş gibi hissetme olarak tanımlanabilen transseksüellik de hem erkek hem de kadın için geçerlidir. Daha çok ruhsal eğilimler için belirleyici bir kelimedir. Kişinin davranışlarından çok iç dünyasında kendisini karşı cinsten biri gibi görmesi, hissetmesidir. Ameliyat olmamış/olamamış gerçek bir transseksüel cinsel kimlik olarak karşı cins özelliklerini gösterebilir ve cinselliği doğrudan karşı cinse yöneliktir. Bir başka farklı cinsel yönelim travestilerin yaşadıklarıdır. Travestiler karşı cinsin eşyalarını kullanmaktan, karşı cinsin giydiği kıyafetleri giymekten, karşı cinsin davranışını sergilemekten cinsel haz alan kimselerdir.
Dr. Ergül Fidan
Psikiyatrist
Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışma ve Psikiyatri Merkezi
http://www.ergenlik.org/
http://www.cocukpsikiyatrisi.net/
http://www.cocukvegenc.com/
http://www.dikkat-eksikligi-tedavisi.com/
http://www.dikkat-eksikligi.net/
http://www.cocuk-psikolojisi.com/
CİNSEL KİMLİK OLUŞUMU
Cinsel kimlik, cinselliğin farklı boyutları olan biyolojik, fiziksel, psikolojik, zihinsel ve sosyal süreçlerin etkileşimi ile gelişir, oluşur ve olgunlaşır. “Cinsiyet”, “toplumsal cinsiyet” ve “cinsiyet rolleri”, “cinsel davranış”, “cinsel yakınlık”, “cinsel yönelim” gibi pek çok kavram, zaman zaman birbirleriyle karıştırılan ya da birbiri yerine kullanılan kavramlar olsa da cinsel kimliği açıklayan kavramlardır Cinsel kimlik , bireyin kendi bedenini ve benliğini belli bir cinsiyet içinde algılayısı, kabullenisi, duygu ve davranıslarında buna uygun biçimde yönelistir. Örneğin, erkeğin kendini erkek olarak algılaması, kabullenmesi; güdü, duyu ve davranıslarında disiye doğru yönelisi bir cinsel benlik duygusunun kisiye yerlesmis olduğunu ve erkek cinsel kimliğinin varlığını gösterir.
Çocuk, cinsel kimliğini ve rolünü yasamın ilk yıllarında kazanmaya baslar. Annenin babanın çocuklarında kız ya da erkek yönünde cinsiyet beklentisi, çocuğa verilen isim, çocuğa karsı tutumlar, kız ya da erkek olusuna göre ondan beklenen davranıs, cinsel kimlik gelisiminde önemli rol oynamaktadır. Uygun bir cinsel kimliğin gelisebilmesi için uygun bir biyolojik gelisim kuskusuz gereklidir. Ancak biyolojik olarak erkek ya da kız olmak, cinsel organların yerinde ve normal yapıda olması, iç salgıların da bu cinsiyete uygun biçimde salgılanması sağlıklı bir cinsel kimlik için yeterli değildir. Cinsel kimliğin gelismesinde yasamın ilk yıllarındaki deneyimlerin etkisi büyüktür. Çocukluk çağındaki öğrenmeler, özellikle de model alma deneyimleri ve kurduğu ilk özdesimler cinsel kimliğin gelismesini etkiler ve ona biçim verir. Örneğin bir erkek çocuk kız çocuk gibi yetistirilebilir. Bir kız çocuk erkeksi davranısları benimseyebilir.
Uygun özdesim ve model alma örneklerinin bulunusu ya da bulunmayısı, cinsel kimliğin gelismesinde en önemli etkenlerden biridir. Erkek çocuğun baba ya da baba yerinde olan bir erkek; kız çocuğun anne ya da anne yerine geçen bir kadın ile özdesim yapma (model alma) olanağı bulunması, erkek çocuğun babayı, kız çocuğun anneyi benimsemesi sağlıklı cinsel kimlik gelisimi için zorunludur. Aile içinde cinsel konulara karsı asırı tutumlar cinsel kimlik gelisimini olumsuz etkileyebilir. ileri derecede suçlamalar, asırı denetleme, ergenlik öncesi ve sonrası çağda çocuğa ya da gence bir miktar gizliliğin (mahremiyetin) tanınmaması, çocuğu uyarıcı, kıskırtıcı tutumlar, yanlıs bilgi vermeler, ağır günah duygusu, suçüstü yakalanma endiseleri, cinsel korkular ve çekingenlikler ya da abartılı cinsel davranıslarla yüklü bir cinsel kimlik gelisimine yol açabilir.
Cinsiyet, insanın biyolojik olarak dişi ya da erkek olmasını belirleyen özellikleri tanımlar. Cinsel kimliğin ilk tohumları biyolojik olarak döllenme sürecinde atılır. Biyolojik özellikler, kromozomlar, cinsel hormonlar, dış ve iç cinsel organlar, üreme hücrelerinin geliştiği dokular ve ikincil cinsiyet özellikleridir. Doğduğumuz anda, bedensel cinsiyetimiz bellidir. Bütün çocuklar dişi ya da erkek cinsel organları ile doğarlar. Dünyaya geldiği andan itibaren çocuğa yönelik yetiştirme tutumlarını belirleyen en önemli etmenlerden biri, cinsiyetidir. Yetiştirme tutumları, kültürün ve toplumun değerlerine uygun olarak cinsiyetler arasında fark gösterir.
Ana babalar, çocuklarının cinsiyetini doğumun gerçekleşmesine yardımcı olan kişilerden öğrenir. Sağlıklı çocuklarda doğumda ilan edilen cinsiyet, yaşam boyu kişinin hangi cinsiyete mensup olarak algılanacağının ilk adımıdır Çok nadir olarak, hem kız hem erkek organına sahip olarak doğanlar olabilir.
Kuşkulu eşeysel yapıya (ambiguous genitalia, intersex) sahip çocuklarda cinsiyet belirsizliği doğum anında ya da daha sonra herhangi bir zamanda fark edilebilir. Kuşkulu eşeysel yapı, dış eşey organlarının gelişimlerinin anormal olması ve bu durumun cinsiyet tayininde sorun yaratması anlamına gelir Eşey organları Wolf ve Müller kanallarından gelişirler. Eşey gelişimi temelde dişidir ve erkek yönünde gelişimi sağlamak için testisleri oluşturan, Müller kanallarını gerileten, iç ve dış eşey organlarını erkekleştiren özel etmenlere gerek vardır.. Dişi fenotip gelişimi için östrojenler gerekli değilken, erkek yönünde ayrımlaşma için yüksek androjen düzeyleri gereklidir.
Normal sağlıklı çocukların cinsel kimlik gelismesini etkileyen anne babanın cinsiyet beklentisi, cinsiyetleri belirsiz doğan bebeklerde daha çok önem tasımaktadır. Böyle durumlarda anne babaların kendi beklentileri yönünde yetistirme eğiliminde oldukları dikkat çekmektedir. Örneğin; bilimsel bir çalısmada değerlendirilen bir gençle ilgili olarak su bilgiler verilmistir: On bes yasına kadar erkek olarak büyütülen çift cinsiyetli bir genç, adet görmeye basladığında ailenin gence kız elbisesi giydirmesi ve kendisinden kız cinsiyetine uygun davranması söylenmesi sonucunda gencin ciddi ruhsal sorunlarının ortaya çıktığı bildirilmistir. Bu tip vakalarda görüldüğü gibi cinsiyet değisikliği ne kadar geç yapılırsa ortaya çıkan ruhsal sorunlar artmakta, bireyin ve ailenin uyum sağlaması zorlasmaktadır.
John Money’nin (1957) öncülüğünü yaptığı ve son yıllara kadar yazında hakim olan en uygun cinsiyetin seçilmesi ilkesi (optimal gender policy) yaklaşımı, çocuğun cinsel kimliğinin gelişiminde ana baba tutumlarının belirleyici olduğunu savunmuştur. Son yıllarda ise özellikle uzunlamasına çalışmalar, ana baba tutumlarının bebeklikte karar verilen cinsel kimliğin sürdürülmesi için yeterli olmadığını ortaya koymaktadır . Az sayıda olsalar da, bu tartışmaları olanaklı kılan araştırmalar batılı ülkelerde yapılmış olan, büyük oranda sorunun doğumda fark edildiği ve etiolojinin erken bebeklik döneminde belirlendiği veri tabanlarına dayalıdır. Örneğin Slijper ve arkadaşlarının (1998) uzunlamasına çalışmalarında cinsiyet tayini sürecinin en geç 1. yılın sonunda tamamlandığı görülmektedir.
Ulkemizde sorunun fark edilmesine kadar ve fark edildikten sonra da tanı konarak cinsiyet tayininin yapılmasına kadar belirli bir zaman geçtiğini düşündürmektedir. Belirsizlik yüklü bu süre içinde çocuğun cinsiyetinin aile tarafından benimsenmesinde ve tutumlar aracılığı ile çocuğa yansıtılması ve pekiştirilmesinde güçlükler yaşanmaktadir.
Çocukluk çağı cinsel kimlik bozukluğu oldukça seyrek görüldüğü varsayılan ve güncel sınıflama sistemlerine görece yeni kabul edilen bir durumdur. Bu bozukluğa ilişkin ilk klinik veriler hermafrodit bireylerin cinsel gelişiminin incelenmesiyle başlayan, monozigot ikizlerin cinsel gelişimlerinden geçen ve cinsel kimlik bozukluğu kavramının oluşmasıyla sonuçlanan bir sürecin ürünüdür. Sonraki verilerse erişkin homoseksüel ve transeksüellerin retrospektif değerlendirilmelerinden elde edilmiştir. Tüm bu veriler çocukta cinsel kimlik bozukluğunun etyolojisine ilişkin değişik varsayımların doğmasına neden olmuştur.
Cocukluk çağı cinsel kimlik bozukluğunun ilk belirtileri oldukça erken bir yaşta, kız ve erkek çocuklarda farklı süreçler sonunda ortaya çıkmaktadır. Bozukluğun ortaya çıkışında bir tek etkenden çok, değişik etkenlerin bileşkesi rol oynamaktadır.
Cinsel kimlik belirsizliği olan çocuklar tamamlanmamıs cinsel organlarla doğmuslardır. Burada aile, ortamı, çocuğun cinsel yönelimini sekillendiren, cinsel davranısını belirleyen ilk ve en sürekli ortam olması nedeniyle önemlidir. Böyle vakalarda, aile hekimden çocuklarıyla ilgili detaylı bilgi vermesini isteyebilir. Ayrıca hekimle çocuklarının durumu ile ilgili duygu, düsünce ve endiselerini paylasmalıdırlar. Anne babaların, çocuğun yetistirileceği cinsiyet yönünde, anneyi ya da babayı model alma, cinsel kimlik ve roller, bu çocukların yetistirilme sürecinde uygun tutumlarla ele alabilmeleri gibi önemli noktalarda bilgi gereksinimleri olacaktır. Bu bilgileri almak ve çocuğun ruhsal yönden değerlendirilmesi için bir çocuk ruh sağlığı uzmanına basvurmaları uygun olacaktır. Cinsiyet belirsizliği olan çocuklarda hekime erken basvurarak çocuğa en uygun cinsiyetin belirlenmesi ileride çıkabilecek cinsiyet değistirme sorunlarını ortada kaldırabilecektir.
Ambigius genitalyali hastalarda uygun cinsiyet seçimi olabildigince erken, tercihen yenidogan döneminde yapilmalidir. Bebegin cinsiyeti ilan edildikten, ismi konduktan ve cinsel kimligin gelismesinden sonra tersi yönde bir cinsiyet seçimi ileride tedavisi olanaksiz sosyal ve psikolojik sorunlara neden olur. Ambigius genitalyali bir hastada cinsiyeti seçerken eriskin hayatta normal cinsel aktivitesini sürdürmesinin saglanmasi ve olanakli ise üreme islevinin korunmasi ilk planda önem tasimaktadir. Karyotipin cinsiyet seçiminde önemi yoktur. Dis genitalyanin anatomik yapisi belirleyici etmenlerden biri olarak karsimiza çikmaktadir. Erkek olarak yetistirilecek olgularin cinsel iliskide bulunabilecek yeterli büyüklükte ve kavernöz doku içeren, androjene duyarli bir fallusunun olmasi gerekir. Kiz psödohermafroditizm olgularinda disi cinsiyetin verilmesi en uygundur. Erkek psödohermafroditizmde cinsiyetin seçimi fallusun uzunluguna ve androjenlere verdigi yanita baglidir. Testosterona yaniti olmayan olgularda erkek cinsiyeti seçilmesi önerilmez. Kiz olarak yetistirilecek çocuklarda füzyon açilmasi, vajina rekonstrüksiyonu, gonadektomi (karsit cinse ait ya da disgenetik ise); erkek olarak yetistirilecek çocuklarda hipospadias onarimi, prostetik testis yerlestirilmesi, gonadektomi (karsit cinse ait ya da disgenetik ise), Müllerian yapilarin çikarilmasi cerrahi tedavi plani içinde yer alir. Gereken olgularda pubertede hormone replasmani yapilir. Cinsel kimligin gelismesinden sonra geç olarak basvuran hastalarda cinsiyet degisimi söz konusu olamaz.
Belirsiz dış genitallere sahip olgularda artmış psikiyatrik problemler görülebilmektedir. Diamond ve Watson (2004) kişilerin tanıyı öğrendiklerinde ilk tepkilerinin inkâr olduğunu, ardından kimilerinde neredeyse yıkılma derecesine varan bir çökkünlük oluştuğunu bildirmektedirler. Slijper ve arkadaşlarının (1998), 59 olguyu inceledikleri araştırmalarında cinsiyet tayini ve genital onarımın doğumun hemen sonrasında yapılmasına, ebeveynlere psikolojik destek verilmesine ve etkilenen çocuklara yoğun psikoterapi uygulanmasına rağmen çocukların % 39’ unda major psikopatoloji geliştiği bulunmuştur. Bu nedenlerle, altta yatan neden ne olursa olsun belirsiz dış genital organı olan çocukların ve ailelerin ergenlik dönemindeki cinsel kimlik oturuncaya dek izlenmeleri ve ailenin danışmanlık alması gerekliliği önem kazanmaktadır (Sobel ve Imperato-McGinley 2004).
Cinsiyet tayinin, cinsiyet belirsizliği döneminin olabildiğince kısaltılması için mümkün olan en kısa sürede, en küçük yaşta yapılması önerilmektedir. Erken bebeklik döneminden sonra cinsiyetin tekrar belirlenmesi gereken durumlarda çocuğun cinsel kimlik duygusunun gelişiminde çatışma riskini artırmayacak, en geç zaman nedir sorusunun cevabı net değildir (Carrillo ve ark. 2003). Böylesi durumlarda cinsiyet tekrar belirlenirken biyolojik zemin ve anatomik yapı kadar, çocuğun gelişimi, çocuğun benimsediği cinsel rol ve davranışlar, ailenin ve çevrenin atfettiği cinsel rol, ailenin inanışları ve kültürel çevresi göz önüne alınmalıdır. Olası risklerin en aza indirilmesi ve gerek çocuk gerekse ailesi için en sağlıklı kararın alınabilmesi için bu çocukların, ruh sağlığı çalışanları, pediatrik endokrinolog ve diğer sağlık profesyonellerinin işbirliği içinde olduğu bir yaklaşım modeli ile ele alınması önerilmektediR. (Money ve Danon 1996).
Dr. Ergül Fidan
Psikiyatrist
Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışma ve Psikiyatri Merkezi
http://www.ergenlik.org/
http://www.cocukpsikiyatrisi.net/
http://www.cocukvegenc.com/
http://www.dikkat-eksikligi-tedavisi.com/
http://www.dikkat-eksikligi.net/
http://www.cocuk-psikolojisi.com/
Çocuk, cinsel kimliğini ve rolünü yasamın ilk yıllarında kazanmaya baslar. Annenin babanın çocuklarında kız ya da erkek yönünde cinsiyet beklentisi, çocuğa verilen isim, çocuğa karsı tutumlar, kız ya da erkek olusuna göre ondan beklenen davranıs, cinsel kimlik gelisiminde önemli rol oynamaktadır. Uygun bir cinsel kimliğin gelisebilmesi için uygun bir biyolojik gelisim kuskusuz gereklidir. Ancak biyolojik olarak erkek ya da kız olmak, cinsel organların yerinde ve normal yapıda olması, iç salgıların da bu cinsiyete uygun biçimde salgılanması sağlıklı bir cinsel kimlik için yeterli değildir. Cinsel kimliğin gelismesinde yasamın ilk yıllarındaki deneyimlerin etkisi büyüktür. Çocukluk çağındaki öğrenmeler, özellikle de model alma deneyimleri ve kurduğu ilk özdesimler cinsel kimliğin gelismesini etkiler ve ona biçim verir. Örneğin bir erkek çocuk kız çocuk gibi yetistirilebilir. Bir kız çocuk erkeksi davranısları benimseyebilir.
Uygun özdesim ve model alma örneklerinin bulunusu ya da bulunmayısı, cinsel kimliğin gelismesinde en önemli etkenlerden biridir. Erkek çocuğun baba ya da baba yerinde olan bir erkek; kız çocuğun anne ya da anne yerine geçen bir kadın ile özdesim yapma (model alma) olanağı bulunması, erkek çocuğun babayı, kız çocuğun anneyi benimsemesi sağlıklı cinsel kimlik gelisimi için zorunludur. Aile içinde cinsel konulara karsı asırı tutumlar cinsel kimlik gelisimini olumsuz etkileyebilir. ileri derecede suçlamalar, asırı denetleme, ergenlik öncesi ve sonrası çağda çocuğa ya da gence bir miktar gizliliğin (mahremiyetin) tanınmaması, çocuğu uyarıcı, kıskırtıcı tutumlar, yanlıs bilgi vermeler, ağır günah duygusu, suçüstü yakalanma endiseleri, cinsel korkular ve çekingenlikler ya da abartılı cinsel davranıslarla yüklü bir cinsel kimlik gelisimine yol açabilir.
Cinsiyet, insanın biyolojik olarak dişi ya da erkek olmasını belirleyen özellikleri tanımlar. Cinsel kimliğin ilk tohumları biyolojik olarak döllenme sürecinde atılır. Biyolojik özellikler, kromozomlar, cinsel hormonlar, dış ve iç cinsel organlar, üreme hücrelerinin geliştiği dokular ve ikincil cinsiyet özellikleridir. Doğduğumuz anda, bedensel cinsiyetimiz bellidir. Bütün çocuklar dişi ya da erkek cinsel organları ile doğarlar. Dünyaya geldiği andan itibaren çocuğa yönelik yetiştirme tutumlarını belirleyen en önemli etmenlerden biri, cinsiyetidir. Yetiştirme tutumları, kültürün ve toplumun değerlerine uygun olarak cinsiyetler arasında fark gösterir.
Ana babalar, çocuklarının cinsiyetini doğumun gerçekleşmesine yardımcı olan kişilerden öğrenir. Sağlıklı çocuklarda doğumda ilan edilen cinsiyet, yaşam boyu kişinin hangi cinsiyete mensup olarak algılanacağının ilk adımıdır Çok nadir olarak, hem kız hem erkek organına sahip olarak doğanlar olabilir.
Kuşkulu eşeysel yapıya (ambiguous genitalia, intersex) sahip çocuklarda cinsiyet belirsizliği doğum anında ya da daha sonra herhangi bir zamanda fark edilebilir. Kuşkulu eşeysel yapı, dış eşey organlarının gelişimlerinin anormal olması ve bu durumun cinsiyet tayininde sorun yaratması anlamına gelir Eşey organları Wolf ve Müller kanallarından gelişirler. Eşey gelişimi temelde dişidir ve erkek yönünde gelişimi sağlamak için testisleri oluşturan, Müller kanallarını gerileten, iç ve dış eşey organlarını erkekleştiren özel etmenlere gerek vardır.. Dişi fenotip gelişimi için östrojenler gerekli değilken, erkek yönünde ayrımlaşma için yüksek androjen düzeyleri gereklidir.
Normal sağlıklı çocukların cinsel kimlik gelismesini etkileyen anne babanın cinsiyet beklentisi, cinsiyetleri belirsiz doğan bebeklerde daha çok önem tasımaktadır. Böyle durumlarda anne babaların kendi beklentileri yönünde yetistirme eğiliminde oldukları dikkat çekmektedir. Örneğin; bilimsel bir çalısmada değerlendirilen bir gençle ilgili olarak su bilgiler verilmistir: On bes yasına kadar erkek olarak büyütülen çift cinsiyetli bir genç, adet görmeye basladığında ailenin gence kız elbisesi giydirmesi ve kendisinden kız cinsiyetine uygun davranması söylenmesi sonucunda gencin ciddi ruhsal sorunlarının ortaya çıktığı bildirilmistir. Bu tip vakalarda görüldüğü gibi cinsiyet değisikliği ne kadar geç yapılırsa ortaya çıkan ruhsal sorunlar artmakta, bireyin ve ailenin uyum sağlaması zorlasmaktadır.
John Money’nin (1957) öncülüğünü yaptığı ve son yıllara kadar yazında hakim olan en uygun cinsiyetin seçilmesi ilkesi (optimal gender policy) yaklaşımı, çocuğun cinsel kimliğinin gelişiminde ana baba tutumlarının belirleyici olduğunu savunmuştur. Son yıllarda ise özellikle uzunlamasına çalışmalar, ana baba tutumlarının bebeklikte karar verilen cinsel kimliğin sürdürülmesi için yeterli olmadığını ortaya koymaktadır . Az sayıda olsalar da, bu tartışmaları olanaklı kılan araştırmalar batılı ülkelerde yapılmış olan, büyük oranda sorunun doğumda fark edildiği ve etiolojinin erken bebeklik döneminde belirlendiği veri tabanlarına dayalıdır. Örneğin Slijper ve arkadaşlarının (1998) uzunlamasına çalışmalarında cinsiyet tayini sürecinin en geç 1. yılın sonunda tamamlandığı görülmektedir.
Ulkemizde sorunun fark edilmesine kadar ve fark edildikten sonra da tanı konarak cinsiyet tayininin yapılmasına kadar belirli bir zaman geçtiğini düşündürmektedir. Belirsizlik yüklü bu süre içinde çocuğun cinsiyetinin aile tarafından benimsenmesinde ve tutumlar aracılığı ile çocuğa yansıtılması ve pekiştirilmesinde güçlükler yaşanmaktadir.
Çocukluk çağı cinsel kimlik bozukluğu oldukça seyrek görüldüğü varsayılan ve güncel sınıflama sistemlerine görece yeni kabul edilen bir durumdur. Bu bozukluğa ilişkin ilk klinik veriler hermafrodit bireylerin cinsel gelişiminin incelenmesiyle başlayan, monozigot ikizlerin cinsel gelişimlerinden geçen ve cinsel kimlik bozukluğu kavramının oluşmasıyla sonuçlanan bir sürecin ürünüdür. Sonraki verilerse erişkin homoseksüel ve transeksüellerin retrospektif değerlendirilmelerinden elde edilmiştir. Tüm bu veriler çocukta cinsel kimlik bozukluğunun etyolojisine ilişkin değişik varsayımların doğmasına neden olmuştur.
Cocukluk çağı cinsel kimlik bozukluğunun ilk belirtileri oldukça erken bir yaşta, kız ve erkek çocuklarda farklı süreçler sonunda ortaya çıkmaktadır. Bozukluğun ortaya çıkışında bir tek etkenden çok, değişik etkenlerin bileşkesi rol oynamaktadır.
Cinsel kimlik belirsizliği olan çocuklar tamamlanmamıs cinsel organlarla doğmuslardır. Burada aile, ortamı, çocuğun cinsel yönelimini sekillendiren, cinsel davranısını belirleyen ilk ve en sürekli ortam olması nedeniyle önemlidir. Böyle vakalarda, aile hekimden çocuklarıyla ilgili detaylı bilgi vermesini isteyebilir. Ayrıca hekimle çocuklarının durumu ile ilgili duygu, düsünce ve endiselerini paylasmalıdırlar. Anne babaların, çocuğun yetistirileceği cinsiyet yönünde, anneyi ya da babayı model alma, cinsel kimlik ve roller, bu çocukların yetistirilme sürecinde uygun tutumlarla ele alabilmeleri gibi önemli noktalarda bilgi gereksinimleri olacaktır. Bu bilgileri almak ve çocuğun ruhsal yönden değerlendirilmesi için bir çocuk ruh sağlığı uzmanına basvurmaları uygun olacaktır. Cinsiyet belirsizliği olan çocuklarda hekime erken basvurarak çocuğa en uygun cinsiyetin belirlenmesi ileride çıkabilecek cinsiyet değistirme sorunlarını ortada kaldırabilecektir.
Ambigius genitalyali hastalarda uygun cinsiyet seçimi olabildigince erken, tercihen yenidogan döneminde yapilmalidir. Bebegin cinsiyeti ilan edildikten, ismi konduktan ve cinsel kimligin gelismesinden sonra tersi yönde bir cinsiyet seçimi ileride tedavisi olanaksiz sosyal ve psikolojik sorunlara neden olur. Ambigius genitalyali bir hastada cinsiyeti seçerken eriskin hayatta normal cinsel aktivitesini sürdürmesinin saglanmasi ve olanakli ise üreme islevinin korunmasi ilk planda önem tasimaktadir. Karyotipin cinsiyet seçiminde önemi yoktur. Dis genitalyanin anatomik yapisi belirleyici etmenlerden biri olarak karsimiza çikmaktadir. Erkek olarak yetistirilecek olgularin cinsel iliskide bulunabilecek yeterli büyüklükte ve kavernöz doku içeren, androjene duyarli bir fallusunun olmasi gerekir. Kiz psödohermafroditizm olgularinda disi cinsiyetin verilmesi en uygundur. Erkek psödohermafroditizmde cinsiyetin seçimi fallusun uzunluguna ve androjenlere verdigi yanita baglidir. Testosterona yaniti olmayan olgularda erkek cinsiyeti seçilmesi önerilmez. Kiz olarak yetistirilecek çocuklarda füzyon açilmasi, vajina rekonstrüksiyonu, gonadektomi (karsit cinse ait ya da disgenetik ise); erkek olarak yetistirilecek çocuklarda hipospadias onarimi, prostetik testis yerlestirilmesi, gonadektomi (karsit cinse ait ya da disgenetik ise), Müllerian yapilarin çikarilmasi cerrahi tedavi plani içinde yer alir. Gereken olgularda pubertede hormone replasmani yapilir. Cinsel kimligin gelismesinden sonra geç olarak basvuran hastalarda cinsiyet degisimi söz konusu olamaz.
Belirsiz dış genitallere sahip olgularda artmış psikiyatrik problemler görülebilmektedir. Diamond ve Watson (2004) kişilerin tanıyı öğrendiklerinde ilk tepkilerinin inkâr olduğunu, ardından kimilerinde neredeyse yıkılma derecesine varan bir çökkünlük oluştuğunu bildirmektedirler. Slijper ve arkadaşlarının (1998), 59 olguyu inceledikleri araştırmalarında cinsiyet tayini ve genital onarımın doğumun hemen sonrasında yapılmasına, ebeveynlere psikolojik destek verilmesine ve etkilenen çocuklara yoğun psikoterapi uygulanmasına rağmen çocukların % 39’ unda major psikopatoloji geliştiği bulunmuştur. Bu nedenlerle, altta yatan neden ne olursa olsun belirsiz dış genital organı olan çocukların ve ailelerin ergenlik dönemindeki cinsel kimlik oturuncaya dek izlenmeleri ve ailenin danışmanlık alması gerekliliği önem kazanmaktadır (Sobel ve Imperato-McGinley 2004).
Cinsiyet tayinin, cinsiyet belirsizliği döneminin olabildiğince kısaltılması için mümkün olan en kısa sürede, en küçük yaşta yapılması önerilmektedir. Erken bebeklik döneminden sonra cinsiyetin tekrar belirlenmesi gereken durumlarda çocuğun cinsel kimlik duygusunun gelişiminde çatışma riskini artırmayacak, en geç zaman nedir sorusunun cevabı net değildir (Carrillo ve ark. 2003). Böylesi durumlarda cinsiyet tekrar belirlenirken biyolojik zemin ve anatomik yapı kadar, çocuğun gelişimi, çocuğun benimsediği cinsel rol ve davranışlar, ailenin ve çevrenin atfettiği cinsel rol, ailenin inanışları ve kültürel çevresi göz önüne alınmalıdır. Olası risklerin en aza indirilmesi ve gerek çocuk gerekse ailesi için en sağlıklı kararın alınabilmesi için bu çocukların, ruh sağlığı çalışanları, pediatrik endokrinolog ve diğer sağlık profesyonellerinin işbirliği içinde olduğu bir yaklaşım modeli ile ele alınması önerilmektediR. (Money ve Danon 1996).
Dr. Ergül Fidan
Psikiyatrist
Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışma ve Psikiyatri Merkezi
http://www.ergenlik.org/
http://www.cocukpsikiyatrisi.net/
http://www.cocukvegenc.com/
http://www.dikkat-eksikligi-tedavisi.com/
http://www.dikkat-eksikligi.net/
http://www.cocuk-psikolojisi.com/
CİNSEL GELİŞİM EVRELERİ
I. Evre: 12 – 13 yaş
-Bedende değişiklikler olur. Bunun sosyal ve kişisel anlamı vardır.
-Bedene daha çok dikkat edilir
-Bedene güvensizlik yaşanır
-Diğerleri ve karşı cinsiyet hakkında merak artar
-Kızlar ve erkekler arasındaki farklar artar
-Aynı cinsiyetle daha fazla temas halinde olunur (kız grupları ve erkek kulüpleri)
-Cinsel ilişkiye girilmesi, cinsel ilişki ve cinsiyet farklılıklarına ilgi artar
-Cinsel fanteziler kurulur
II. Evre: 14 – 15 yaş
-Birisiyle temasa geçme isteği oluşur
-Bir cinsel ilişkiye girme arzusu gelişir
-Öpüşme ve giysilerin altından okşama başlayabilir.
III. Evre: 16 – 17 yaş
-Kısa süreli ilişkiler başlayabilir
-Öpüşme, okşamaya ilişkin doğru davranışla ilgili birçok endişe ortaya çıkar
-İletişim ve ilişkilere fazlaca zaman ayrılır
IV. Evre: 18 – 19 yaş
-Uzun süreli bir ilişki başlayabilir
-Kız çocuklarının daha büyük arkadaşları olur.
-Daha duygusal ilişkiler kurulmaya başlanır.
-İlişkiler daha fazla önemli hale gelir.
Gençlere Cinsellikle İlgili Kararlarını Verirken Yol Gösterici Olabilecek Değerler
·Cinsellik insan yaşamının sağlıklı vedoğal bir parçasıdır.
·Cinsellik tüm insanlara özgüdür.
·Cinsellik bedensel, ahlaksal, sosyal, psikolojik ve duygusal boyutlar içerir.
·Her insan özeldir ve değerlidir.
·İnsanlar cinselliklerini farklı biçimlerde ifade ederler ve yaşarlar.
·Her birey, diğerlerinin cinsellikle ilgili farklı değer ve inançları olabileceğini kabul etmek ve bu farklılığa saygı göstermek zorundadır.
·Cinsel yaşam zorlama ve sömürüden uzak olmalıdır.
·Cinsel davranışlar içten ve karşılıklı güven ve saygıya dayalı olmalıdır.
·Bütün çocuklar cinsiyeti gözetilmeden sevilmeli ve korunmalıdır.
·Bütün cinsel kararların etkileri ve sonuçları vardır.
·İnsanların cinsel kararlarını verme hakları vardır.
·Ailelerin çocuklarına cinsellikle ilgili bilgi vermesi ve temel değerleri onlarla paylaşması toplumun yararınadır.
·Gençlerin cinsel olgunluğa ulaşmaları sürecinde cinselliklerini araştırmaları doğaldır
·Düşünülmeden yaşanan cinsel deneyimler risk içerir.
·Cinsel deneyim yaşayacak gençler sağlık merkezlerinden bilgi ve destek alabilirler.
·Cinsel davranışlar (deneyimler) sorumluluk üstlenmeyi ve özdenetimi gerektirir.
·Cinsel ilişkiyi erteleme, istenmeyen gebeliklerden, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar veAIDS'den korunmada çok önemli bir yöntemdir.
·Gençler, yetişkin olma sürecinde cinsellikle ilgili değerlerini de geliştirirler.
·Koruyucu cinsel davranışı öğrenmek ve benimsemek cinsel sağlığı korumak için önemlidir.
Gençlere yukarıdaki değerlere dayanılarak cinsellikle ilgili temel bir davranış ve anlayış kazandırılması cinsellik eğitiminin temel amaçlarından biridir. Bu anlayışın içselleştirilmesi için, gencin yukarıdaki değerleri özümseyerek kendi kişiliği ile bütünleştirmesi sağlanmalıdır.
Dr. Ergül Fidan
Psikiyatrist
Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışma ve Psikiyatri Merkezi
http://www.ergenlik.org/
http://www.cocukpsikiyatrisi.net/
http://www.cocukvegenc.com/
http://www.dikkat-eksikligi-tedavisi.com/
http://www.dikkat-eksikligi.net/
http://www.cocuk-psikolojisi.com/
-Bedende değişiklikler olur. Bunun sosyal ve kişisel anlamı vardır.
-Bedene daha çok dikkat edilir
-Bedene güvensizlik yaşanır
-Diğerleri ve karşı cinsiyet hakkında merak artar
-Kızlar ve erkekler arasındaki farklar artar
-Aynı cinsiyetle daha fazla temas halinde olunur (kız grupları ve erkek kulüpleri)
-Cinsel ilişkiye girilmesi, cinsel ilişki ve cinsiyet farklılıklarına ilgi artar
-Cinsel fanteziler kurulur
II. Evre: 14 – 15 yaş
-Birisiyle temasa geçme isteği oluşur
-Bir cinsel ilişkiye girme arzusu gelişir
-Öpüşme ve giysilerin altından okşama başlayabilir.
III. Evre: 16 – 17 yaş
-Kısa süreli ilişkiler başlayabilir
-Öpüşme, okşamaya ilişkin doğru davranışla ilgili birçok endişe ortaya çıkar
-İletişim ve ilişkilere fazlaca zaman ayrılır
IV. Evre: 18 – 19 yaş
-Uzun süreli bir ilişki başlayabilir
-Kız çocuklarının daha büyük arkadaşları olur.
-Daha duygusal ilişkiler kurulmaya başlanır.
-İlişkiler daha fazla önemli hale gelir.
Gençlere Cinsellikle İlgili Kararlarını Verirken Yol Gösterici Olabilecek Değerler
·Cinsellik insan yaşamının sağlıklı vedoğal bir parçasıdır.
·Cinsellik tüm insanlara özgüdür.
·Cinsellik bedensel, ahlaksal, sosyal, psikolojik ve duygusal boyutlar içerir.
·Her insan özeldir ve değerlidir.
·İnsanlar cinselliklerini farklı biçimlerde ifade ederler ve yaşarlar.
·Her birey, diğerlerinin cinsellikle ilgili farklı değer ve inançları olabileceğini kabul etmek ve bu farklılığa saygı göstermek zorundadır.
·Cinsel yaşam zorlama ve sömürüden uzak olmalıdır.
·Cinsel davranışlar içten ve karşılıklı güven ve saygıya dayalı olmalıdır.
·Bütün çocuklar cinsiyeti gözetilmeden sevilmeli ve korunmalıdır.
·Bütün cinsel kararların etkileri ve sonuçları vardır.
·İnsanların cinsel kararlarını verme hakları vardır.
·Ailelerin çocuklarına cinsellikle ilgili bilgi vermesi ve temel değerleri onlarla paylaşması toplumun yararınadır.
·Gençlerin cinsel olgunluğa ulaşmaları sürecinde cinselliklerini araştırmaları doğaldır
·Düşünülmeden yaşanan cinsel deneyimler risk içerir.
·Cinsel deneyim yaşayacak gençler sağlık merkezlerinden bilgi ve destek alabilirler.
·Cinsel davranışlar (deneyimler) sorumluluk üstlenmeyi ve özdenetimi gerektirir.
·Cinsel ilişkiyi erteleme, istenmeyen gebeliklerden, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar veAIDS'den korunmada çok önemli bir yöntemdir.
·Gençler, yetişkin olma sürecinde cinsellikle ilgili değerlerini de geliştirirler.
·Koruyucu cinsel davranışı öğrenmek ve benimsemek cinsel sağlığı korumak için önemlidir.
Gençlere yukarıdaki değerlere dayanılarak cinsellikle ilgili temel bir davranış ve anlayış kazandırılması cinsellik eğitiminin temel amaçlarından biridir. Bu anlayışın içselleştirilmesi için, gencin yukarıdaki değerleri özümseyerek kendi kişiliği ile bütünleştirmesi sağlanmalıdır.
Dr. Ergül Fidan
Psikiyatrist
Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışma ve Psikiyatri Merkezi
http://www.ergenlik.org/
http://www.cocukpsikiyatrisi.net/
http://www.cocukvegenc.com/
http://www.dikkat-eksikligi-tedavisi.com/
http://www.dikkat-eksikligi.net/
http://www.cocuk-psikolojisi.com/
GENÇLERDE CİNSEL EĞİTİM
Cinsel egitim dogumla baslayan ve tüm yasam boyu süren bir süreçtir . Bireyin fiziksel, duygusal ve cinsel gelisimini anlamasi, olumlu bir kisilik kavrami gelistirmesi,insan cinselligine, baskalarinin haklarina, görüs ve davranislarina saygili bir bakis açisi edinmesi, olumlu davranis biçimi ve deger yargilari gelistirmesi egitimidir.
Amerika Cinsel Bilgi ve Egitim Konseyi (SIECUS-Sexuality Information and Education Council of United States)’ne gore cinsel egitim; yasam boyu süren bilgi alma, tutum, inanç ve degerler kazanma sürecidir. Yapilan birçok arastirma sonucuna göre, çocugun cinsel egitiminde birincil sorumlunun anne babasi olmasi gerektigi vurgulanmaktadir. Arastirmalar kapsamli cinsel egitimin; cinsel iliskiyi erteledigini, cinsel iliski sikligini azalttigini ve cinsel iliski sirasinda kondom gibi dogum kontrol yöntemlerinin kullanimini artirdigini göstermektedir Cinsel egitimin birinci amaci, cinsel sagligi korumaktir.
Cinsel egitim; çocuklarin cinsellige yönelik pozitif bir bakis açisi gelistirmelerini destekleyerek, cinsel sagliklarini koruyacak bilgi ve yetenekleri kazanmalarini saglar. Ebeveynler çocuklarının cinsel konulardaki ilk eğiticileridir. İnsanlar doğdukları andan itibaren, başta ebeveynleri olmak üzere yakın çevrelerinden cinsellikle ilgili mesajlar almaya başlarlar. Ebeveynler çocuklarıyla konuşma, duygularını paylaşma, sevgi gösterme, onları giydirme ve onlara vücut bölümlerinin isimlerini öğretme gibi davranışlarla çocuklarına cinsellikle ilgili ilk bilgileri ve değer yargılarını aktarmaktadır. Bu konularda çocukları ile iletişim kurmak istemeyen, katı tutum içinde olan ebeveynlerin eksikliğini gençler başka türlü tamamlamaya çalışırlar. Ebeveynler bu durumda onlara sağlıklı bir yaşam sağlama fırsatını kaçırırlar, her türlü istenmeyen durumla karşılaşma olasılıklarını artırırlar.
Uluslararası Aile Planlaması Federasyonu (International Planned Parenthood Federation)
Uluslararası İnsan Hakları Yasalarına bağlı olarak gençler için özelleştirilmiş cinsel ve
üreme haklarını tanımlamıştır:
1. Kendin olma hakkı – kendi kararını vermede kendini ifade etmede, cinsellikten zevk almada, güvenli olmada, evlenmeyi ya da evlenmemeyi seçmede ve aile planlamasında özgür olma.
2. Bilme hakkı – seks, kontraseptifler, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar/HIV/AIDS ve üreme ve cinsel haklar.
3. Kendini koruma ve başkası tarafından korunma hakkı – istenmeyen gebelik, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar/HIV/AIDS ve cinsel istismar
4. Sağlık hizmetlerine sahip olma - sır saklayan, karşılanabilen, iyi kalitede ve saygıyla sunulan
5. Katılma hakkı - gençler için planlanan programların planlanma, toplantı ve seminerlere katılma gibi her düzeyde çalışmalara katılma
Yaş gruplarına göre bilgilendirme içeriği farklıdır. Altı yaş grubunda resimli kitaplardan yararlanma,
merak ettikleri konularda soru sormaya yüreklendirme yöntemi kullanılabilir. 10-14 yaş yakınlarının farklı boyutları, cinsel ilişkiyi geciktirmenin önemi, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar ve gebelikten korunma anlatılmalıdır. İlerleyen yaşlarda, 15-17 yaş grubunda eş sayısını sınırlandırma, istenmeyen sonuçlardan korunmada kondom kullanımının önemi ve karar verme becerisi kazandırma, cinsel baskılara karşı koyma– hayır deme becerilerinin önemi vurgulanmalıdır. Cinsel kimlik gelişimi, bunu etkileyen etmenler ve gelişimine ilişkin sağlıklı yaklaşımlar konularında bilgilendirme yapılmalıdır. Bu bilgilerin 12-17 yaşlarında verilmesi uygundur. Verilen bilgiler ile ergen kendi cinsel kimliğini anlamalı, cinsel kimliklere ilişkin davranış tiplerinin farkında olmalı, kendisini bu açıdan tanıyabilmeli ve buna uygun rolü benimsemelidir.
Dr. Ergül Fidan
Psikiyatrist
Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışma ve Psikiyatri Merkezi
http://www.ergenlik.org/
http://www.cocukpsikiyatrisi.net/
http://www.cocukvegenc.com/
http://www.dikkat-eksikligi-tedavisi.com/
http://www.dikkat-eksikligi.net/
http://www.cocuk-psikolojisi.com/
Amerika Cinsel Bilgi ve Egitim Konseyi (SIECUS-Sexuality Information and Education Council of United States)’ne gore cinsel egitim; yasam boyu süren bilgi alma, tutum, inanç ve degerler kazanma sürecidir. Yapilan birçok arastirma sonucuna göre, çocugun cinsel egitiminde birincil sorumlunun anne babasi olmasi gerektigi vurgulanmaktadir. Arastirmalar kapsamli cinsel egitimin; cinsel iliskiyi erteledigini, cinsel iliski sikligini azalttigini ve cinsel iliski sirasinda kondom gibi dogum kontrol yöntemlerinin kullanimini artirdigini göstermektedir Cinsel egitimin birinci amaci, cinsel sagligi korumaktir.
Cinsel egitim; çocuklarin cinsellige yönelik pozitif bir bakis açisi gelistirmelerini destekleyerek, cinsel sagliklarini koruyacak bilgi ve yetenekleri kazanmalarini saglar. Ebeveynler çocuklarının cinsel konulardaki ilk eğiticileridir. İnsanlar doğdukları andan itibaren, başta ebeveynleri olmak üzere yakın çevrelerinden cinsellikle ilgili mesajlar almaya başlarlar. Ebeveynler çocuklarıyla konuşma, duygularını paylaşma, sevgi gösterme, onları giydirme ve onlara vücut bölümlerinin isimlerini öğretme gibi davranışlarla çocuklarına cinsellikle ilgili ilk bilgileri ve değer yargılarını aktarmaktadır. Bu konularda çocukları ile iletişim kurmak istemeyen, katı tutum içinde olan ebeveynlerin eksikliğini gençler başka türlü tamamlamaya çalışırlar. Ebeveynler bu durumda onlara sağlıklı bir yaşam sağlama fırsatını kaçırırlar, her türlü istenmeyen durumla karşılaşma olasılıklarını artırırlar.
Uluslararası Aile Planlaması Federasyonu (International Planned Parenthood Federation)
Uluslararası İnsan Hakları Yasalarına bağlı olarak gençler için özelleştirilmiş cinsel ve
üreme haklarını tanımlamıştır:
1. Kendin olma hakkı – kendi kararını vermede kendini ifade etmede, cinsellikten zevk almada, güvenli olmada, evlenmeyi ya da evlenmemeyi seçmede ve aile planlamasında özgür olma.
2. Bilme hakkı – seks, kontraseptifler, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar/HIV/AIDS ve üreme ve cinsel haklar.
3. Kendini koruma ve başkası tarafından korunma hakkı – istenmeyen gebelik, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar/HIV/AIDS ve cinsel istismar
4. Sağlık hizmetlerine sahip olma - sır saklayan, karşılanabilen, iyi kalitede ve saygıyla sunulan
5. Katılma hakkı - gençler için planlanan programların planlanma, toplantı ve seminerlere katılma gibi her düzeyde çalışmalara katılma
Yaş gruplarına göre bilgilendirme içeriği farklıdır. Altı yaş grubunda resimli kitaplardan yararlanma,
merak ettikleri konularda soru sormaya yüreklendirme yöntemi kullanılabilir. 10-14 yaş yakınlarının farklı boyutları, cinsel ilişkiyi geciktirmenin önemi, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar ve gebelikten korunma anlatılmalıdır. İlerleyen yaşlarda, 15-17 yaş grubunda eş sayısını sınırlandırma, istenmeyen sonuçlardan korunmada kondom kullanımının önemi ve karar verme becerisi kazandırma, cinsel baskılara karşı koyma– hayır deme becerilerinin önemi vurgulanmalıdır. Cinsel kimlik gelişimi, bunu etkileyen etmenler ve gelişimine ilişkin sağlıklı yaklaşımlar konularında bilgilendirme yapılmalıdır. Bu bilgilerin 12-17 yaşlarında verilmesi uygundur. Verilen bilgiler ile ergen kendi cinsel kimliğini anlamalı, cinsel kimliklere ilişkin davranış tiplerinin farkında olmalı, kendisini bu açıdan tanıyabilmeli ve buna uygun rolü benimsemelidir.
Dr. Ergül Fidan
Psikiyatrist
Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışma ve Psikiyatri Merkezi
http://www.ergenlik.org/
http://www.cocukpsikiyatrisi.net/
http://www.cocukvegenc.com/
http://www.dikkat-eksikligi-tedavisi.com/
http://www.dikkat-eksikligi.net/
http://www.cocuk-psikolojisi.com/
ÇOCUKLARDA MASTÜRBASYON
Çocukluk masturbasyonunun en sık rastlanan şekli el ile genital bölgenin uyarılmasıdır. Masturbasyon sırasında çocuğun yüzü kızarır ve nefesi sıklaşır. Bir süre sonra bedeni tamamen gevşeyen, terleyen ve uykuya dalan çocuk için erişkinlerdeki orgazma benzer bir süreçten söz edilebilir. En sık rastlanan uygunsuz anne baba tepkileri azarlama, dövme, korkutma ve ayıplama şeklindedir.
Genital ilgi sağlıklı cinsel gelişimin bir parçası olarak görülebilir. Ancak çocuğun günlük işlevselliğini
engelleyecek kadar sık masturbasyon bedeni keşfetme hedefini aşan, uyarılma ve gevşeme eğilimlerini çok sık içeren ve başkalarının ilgisini çeken bir davranıştır.
Nedenler:
• Uyaran eksikliği: Güven, sevgi, ilgi vb. yoksunluğu yaşayan çocuklarda görülebilir.
• Medikal sorunlar: Balanit, vulvovajinit, fimozis, idrar yolları enfeksiyonları ya da paraziter
hastalıklar gibi genital bölgeye ilişkin yerel irritasyona neden olan hastalıklar ya da dar giyecekler
uyarımı başlatabilirler. Yerel irritasyonu başlatabilecek sorunların araştırılması önemlidir.
• Zorlu yaşam olayları
Ne yapilabilir?
• Ana babalarain çocukluk masturbasyonunun aşırı kaygı duyulacak bir durum olmadığıni bilmeleri gerekir
• Çocuğun ilgisini başka bir yöne çekmeye çalışmak.
• Masturbasyon davranışı ortaya çıkmadan önce çocuğa bu davranışın yerine geçebilecek keyif
veren yeni bir seçenek sunmak.
Kızların ve erkeklerin fiziksel, cinsel ve psiko sosyal gelişim evreleri hakkında bilgileri yeterli düzeyde değildir. İlköğretim okullarının birinci kademelerinde öğrencilere adolesan dönem ve üreme/cinsel sağlık konusunda bilgi verilmemektedir. Ancak ilköğretim okullarının ikinci kademesinde fen bilgisi dersinde üreme sistemlerine yer verilmektedir. Üreme sağlığı ile ilgili bilgiler ortaöğretim eğitim müfredatında yer almaktadır. Burada yer alan bilgi ise üreme sağlığı kapsamında olup cinsel sağlık açısından oldukça sınırlıdır. Bilgi kaynaklarından alınan bilginin yetersiz olması ve değişen vücut yapısını tanımaması gençlerin kendi bedenleri hakkında endişe duymalarına yol açmaktadır. Kızlar menarş ve erkekler spermarş sırasında korku, endişe, utanç, panik olma gibi değişik duyguları yaşamaktadırlar. Bunun yanı sıra cinsel gelişim sırasında ortaya çıkan bazı sağlık sorunları konusunda da yeterli bilgiye sahip olmadıkları için endişe ve korkuları daha da artmaktadır.
Hurlock’a göre ilkokul çocukları, cinsler, üreme organları, çocuğun ana karnında nasıl büyüdüğü, nasıl doğduğu, cinsel ilişkiler, ananın ve babanın bundaki rolü hakkında daha çok bilgi edinme merakı içindedirler İlkokul çocuklarına cinsel eğitim verildiği takdirde çocuk, erinlik devresini, daha sonra ergenlik dönemini kolay ve seksüel sorunları olmadan atlatır.
Dr. Ergül Fidan
Psikiyatrist
Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışma ve Psikiyatri Merkezi
http://www.ergenlik.org/
http://www.cocukpsikiyatrisi.net/
http://www.cocukvegenc.com/
http://www.dikkat-eksikligi-tedavisi.com/
http://www.dikkat-eksikligi.net/
http://www.cocuk-psikolojisi.com/
Genital ilgi sağlıklı cinsel gelişimin bir parçası olarak görülebilir. Ancak çocuğun günlük işlevselliğini
engelleyecek kadar sık masturbasyon bedeni keşfetme hedefini aşan, uyarılma ve gevşeme eğilimlerini çok sık içeren ve başkalarının ilgisini çeken bir davranıştır.
Nedenler:
• Uyaran eksikliği: Güven, sevgi, ilgi vb. yoksunluğu yaşayan çocuklarda görülebilir.
• Medikal sorunlar: Balanit, vulvovajinit, fimozis, idrar yolları enfeksiyonları ya da paraziter
hastalıklar gibi genital bölgeye ilişkin yerel irritasyona neden olan hastalıklar ya da dar giyecekler
uyarımı başlatabilirler. Yerel irritasyonu başlatabilecek sorunların araştırılması önemlidir.
• Zorlu yaşam olayları
Ne yapilabilir?
• Ana babalarain çocukluk masturbasyonunun aşırı kaygı duyulacak bir durum olmadığıni bilmeleri gerekir
• Çocuğun ilgisini başka bir yöne çekmeye çalışmak.
• Masturbasyon davranışı ortaya çıkmadan önce çocuğa bu davranışın yerine geçebilecek keyif
veren yeni bir seçenek sunmak.
Kızların ve erkeklerin fiziksel, cinsel ve psiko sosyal gelişim evreleri hakkında bilgileri yeterli düzeyde değildir. İlköğretim okullarının birinci kademelerinde öğrencilere adolesan dönem ve üreme/cinsel sağlık konusunda bilgi verilmemektedir. Ancak ilköğretim okullarının ikinci kademesinde fen bilgisi dersinde üreme sistemlerine yer verilmektedir. Üreme sağlığı ile ilgili bilgiler ortaöğretim eğitim müfredatında yer almaktadır. Burada yer alan bilgi ise üreme sağlığı kapsamında olup cinsel sağlık açısından oldukça sınırlıdır. Bilgi kaynaklarından alınan bilginin yetersiz olması ve değişen vücut yapısını tanımaması gençlerin kendi bedenleri hakkında endişe duymalarına yol açmaktadır. Kızlar menarş ve erkekler spermarş sırasında korku, endişe, utanç, panik olma gibi değişik duyguları yaşamaktadırlar. Bunun yanı sıra cinsel gelişim sırasında ortaya çıkan bazı sağlık sorunları konusunda da yeterli bilgiye sahip olmadıkları için endişe ve korkuları daha da artmaktadır.
Hurlock’a göre ilkokul çocukları, cinsler, üreme organları, çocuğun ana karnında nasıl büyüdüğü, nasıl doğduğu, cinsel ilişkiler, ananın ve babanın bundaki rolü hakkında daha çok bilgi edinme merakı içindedirler İlkokul çocuklarına cinsel eğitim verildiği takdirde çocuk, erinlik devresini, daha sonra ergenlik dönemini kolay ve seksüel sorunları olmadan atlatır.
Dr. Ergül Fidan
Psikiyatrist
Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışma ve Psikiyatri Merkezi
http://www.ergenlik.org/
http://www.cocukpsikiyatrisi.net/
http://www.cocukvegenc.com/
http://www.dikkat-eksikligi-tedavisi.com/
http://www.dikkat-eksikligi.net/
http://www.cocuk-psikolojisi.com/
Kaydol:
Yorumlar (Atom)